Japonya

Japonya

Japonya


Doğan güneşin ülkesi gurur ve hüzün dolu, yoktan yeniden var olan Japonya...

Adı gibi, bayrağı gibi doğan güneşin ülkesi Japonya. Kadim bir coğrafyanın kadim bir kültürü aynı zamanda. İmparatorluk dünyasından küçük bir ada ülkesine yolculukta müthiş bir dönüşümün ve tarihin adı. Fuji Dağı’nın görkemi ülkeye bir korunak olurken modern şehrin binaları birer gösteriş dünyası adeta... Geleneksel ile modernitenin bir sentezi; birini korurken yenisini düşen, aynı bünyede yoktan yeniden kendini yaratan bir ülke Japonya... Geleneksel olanı koruyan ve bir tefekkür olarak çay ile bugünün klasik maddiyatçı Batı düşüncesinin çok ötesinde sanatla müzikle yoğurulmuş bir Geyşa kültürünü yüzlerce yıldır taşıyan bir Japonya...

Bugün biraz daha popüler haliyle bilinen princin yüzlerce farklı biçime girdiği Suşi bir ülkenin kaderini belirleyen en geleneksel ama en modern lezzetlerden... Bonsai ağacı kadar dikkat ve özen isteyen, tapınaklarıyla insanı büyüleyen ve halkıyla birlikte ruhu da zenginleştiren bir yer burası. Akça ağaçların kırmızılığının yanı sıra beyazın da yükünü kaldıran, kiraz ağacının sağlamlığını içeren, gurur ve ahlakını taşıyan ülke... Go oyunu kadar stratejik ve derin, insanları kadar onurlu, Hiroşima kadar duygu yüklü ada Japonya...


Tokyo

Dünyanın en kalabalık başkenti Tokyo; ve buna layık bir şehir olduğunu gösteren inanılmaz bir derya... Budistler’in merkezi Sensoji, bir üs gibi adeta... Ya da onun tam tersi ilkeleriyle borsa dünyası, iş dünyasının merkezi... Dünyanın en uzun binasıysa tam karşıda: Tokyo Kulesi. Bir simge gibi dikiliyor en tepede, Fuji Dağı’na inat; biri doğanın diğeri insanın zaferi olarak... Belki de İmparatorluk Sarayı’na bugünden bir cevap...

Tümleşik bir şehir Tokyo; insanın hem bedensel hem ruhani ilişkisi şehri tapınaklar evreninde bir üst kademeye taşıyor...Kiraz ağaçlarının, ‘bonsai’nin ya da ‘akçaağaç’ın tüm renklerinin adeta bir yaşamı simgelediği mevsimler gibi geçiyor birbirine... Ueno Park bu mevsimler geçişinin en güzel, en özel noktası... Tüm değerlerin yeşerdiği bir alan adeta... Noh ve Kabuki sahne sanatlarının ilham alındığı, savunma sanatlarının felsefesini bulduğu ya da yemeğin en sade halinin doğasına yerleştiği mekanın ilhamı bu topraklar... Sadeliğin, dinginliğin ve sessizliğin ve tam anlamıyla ‘şibumi’nin köklerini saldığı Tokyo...

 

Kyoto

İmparatorluk dönemine ait başkentlerin başkenti olarak yüzyıllarca merkez olmuş, önemli ve topraklarına her zamanki gibi hakim bir şehir Kyoto. Japonya’nın en otantik, en tarihi bölgelerinden biri... İmparatorluğun merkezi olunca tapınakları da o derece korunaklı, o derece özenli ve o derece görülesi... İmparatorluk Sarayı bunlardan biri... Sokaklardaki kimonolu insanlarsa, bu geleneksel şehrin birer simgesi... Onurlu ve sıcak... Her biri James Clavell’in romanlarından fırlamış Shogun’un hakimiyetinde gibi hala...

Tapınaklar cennetinde ilk üç sırayı belki de; tüm doğaya hakim Kiyomuzi, taş yolları ve sadeliğiyle Ryoanji ve altın çatısının güneşi andırdığı ve tüm görkemiyle suda aksini bırakan Kinkakuji alır... Şehir tüm hüznünü kiraz ağaçlarının kızıllığıyla anlatıyor... Geiko Sokağı geyşaların dilinden konuşuyor, sokaklarsa nostaljiyi çağırıyor... Kyoto geçmişi anarak dünyayı yeniden yaşanılır kılmak için karbon salınımları için yeni bir umut gibi doğuyor...

 

Osaka

Osaka Körfezi’ne akan Yodo Nehri kıyısında hemen ağzına konuşlanmış tarihi bir ticaret şehri Osaka. Gelenekselin modern olanla birleştiği müthiş bir uyumun ve denklemin şehri... Şekilden şekle giren binalarla, mimarisiyle gözleri ve yaşam biçimini ayrı ayrı boyutlara taşıyan rengarenk, geceleriyse özel bir şehir... Gece gündüz yaşayan hareketli bir dünya burası...

Sanatsal evrende dünyaya ve kuşaklara Bunraku’yu armağan ederek dev kuklalarla tanıştıran Osaka müze ve stüdyolarıyla da gösteri dünyasının ışıl ışıl akan nehri gibi göz alıyorlar, büyülüyorlar... Tapınakların görkemi Osaka Kalesi’nin ihtişamıyla birleşiyor... Budistler kadim bir inancın sonsuz yelkeninde kapılarını açıyorlar; kiliselerle yan yanalar ve el ele gökyüzüne uzanıyorlar...

 

Hiroşima

Saçlarımız tutuştu önce, gözlerimiz yandı kavruldu, bir avuç kül oluverdik hepimiz ve küllerimiz havaya savruldu Hiroşima’da... Hüznü, acıyı anlatıyor Nazım, atom bombasının düştüğü yerden... Ama bu hüzünlü topraklar küllerinden yeniden doğuyor ve bir simge haline geliyor... İnsanlığın simgesi oluyor Hiroşima Barış Anıtı, bir daha olmasın, asla unutulmasın der gibi; dinginliği, sükuneti ve aklı simgeleyen duruşu... Bir park oluyor sonra insanların buluştuğu toplandığı ve Aioi Köprüsü bir merkeze dönüşüyor tüm yıkıma inat...

Bu acıya dayanılacak bir tapınak belki de Itsukushima; gelgitlerle sular altında kalan yapısıyla dimdik duruyor 600 yıldan beri... Denizde yüzen bir amiral gemisi adeta; kırmızı rengi bir uyarı sanki... Kapısı ruhani dünyaya bir geçişi, suların çekilmesiyle hayatın bir başka yüzü. Misen Dağı’nın kontrolünde doğaya nazır bir kent, hayatı yeniden kuruyor, yaşıyor, daha bir değerli artık yaşam... En kıymetlisi insan... İnsan ve doğa...

 

Fuji Dağı

Büyüklüğünün ululuk hissiyle bütünleştiği, zirvesinde tanrıların yaşadığına inanılan, kutsal addedilen bir simge Fuji Dağı. Bir Japon efsanesine dönüşmüş yıllar öncesinden kalan volkanik edası bir anlamıyla kaybolsa da halen patlamaya hazır bir baba gibi ülkenin üzerinde durmaktadır... Sağladığı yaşam çeşitliliği ve doğası, milli park olarak işlev görerek barındırdığı çevreyi bir yaşam alanına dönüştürür...

Yansımasının yer aldığı göl ise, tüm sessizliğiyle Fuji’ye yoldaşlık eder. Onu kendinde taşır; karlarına ışık olur; dinginliğine ses... Teleferik bir dostun armağanı gibi ormanların üzerinden belki de dünyanın en mükemmel manzaralarından birinden tüm ülkeye inen bir yol; suların eşliğinde elimiz suya değerek gözlerimiz kapalı ilerliyoruz... Hayata dair olan rüzgarı yakalamak onu yüzümüzde duyumsamak için...

- Gezi Zamanlaması

Japonya'yı ziyaret etmek için genelde düşünülen zaman ilkbahar (Mart-Mayıs) ve sonbahardır (Eylül-Kasım). Bu, manzaraya kontrast katan kiraz çiçeği veya parlak kırmızı yapraklarla Japonya'nın en canlı olduğu zamandır. 

Yaz ayları (Haziran - Ağustos), yürüyüşçüler ve açık hava sevenler için ideal koşullar sunar, ancak yalnızca Japon Alpleri dağlarında ve Hokkaido’nun vahşi milli parklarında. Başka yerlerde hava sıcak ve nemlidir. Yağmur mevsimi, Mayıs ayının sonundan Haziran veya Temmuz ayının ortasına kadar görülür.

Çok farklı bir deneyim için, kışın (Aralık-Şubat) Japonya'nın kuzeyine gidilirse; hava karlı ama insanlar karanlık günleri çeşitli festivaller ve etkinliklerle aydınlatıyor.

 

- Sağlık

Japonya'ya girişlerde Türk vatandaşları için herhangi bir aşı zorunluluğu bulunmamaktadır. Kapalı şişe suyu tüketmenizi, öneriyoruz.

 Ayrıca mevsime göre bazı bölgelere uygun sinek kovucu spreyler almanız tavsiye edilir.

 

- Vize Bilgileri

Türk vatandaşları, Japonya'ya gerçekleştirecekleri 90 güne kadar kalış süreli seyahatlerinde vizeden muaftır. Ancak pasaportunuzun yeni çipli pasaportlardan olması gerekmektedir. Japonya, ülkeye giriş yapan herkesten, girişte parmak izi almaktadır.

 

- Uçuş Süreleri

İstanbul ile, ülkenin başkenti olan Tokyo arası uçuş süresi yaklaşık olarak 11 saat 40 dakikadır. İstanbul ile Osaka arası uçuş süresi ise yaklaşık olarak 11 saat 10 dakikadır.

 

- Para Birimi

Para birimi Yen’dir. Seyahatiniz için yanınıza USD almanızı ve bunun ufak birimlerini yanınızda bulundurmanızı öneririz.

 

- Saat Dilimi

Türkiye ile Japonya arasında +6 saat fark bulunmaktadır. Türkiye’de saat 12.00 iken Japonya'da saat 18.00'dir.

 

- Telefon Kullanımı

Tüm cep telefonu operatörleri, hattınız uluslararası dolaşıma açıksa kullanılabilmektedir.

 

- Gezi İçin Alınabilecek Kıyafet ve Gerekli Eşyalar

Kolayca giyilip – çıkarılabilecek tişört, kısa ve uzun kollu gömlekler, pamuklu pantolonlar, şort, rahat yürüyüş ayakkabıları, akşamları için ince bir mont ve ince bir kazak almanızı öneririz.

 

- Elektrik

Japonya’da 1100 V; A tipi ve B tipi prizler kullanılmaktadır.      

 

- Yemek Kültürü

Bölgede Uzakdoğu yemek kültürüne ait bir mutfak hâkim. Genel olarak Japon Mutfağı ve Japon yemekleri, diğer Doğu Asya ülkelerine benzer. Diğerlerine göre en önemli farkı yağ ve baharat kullanımının çok daha az olmasıdır.

Japon yemekleri denince ilk aklına gelen sushi olur. Fakat tempura, sukiyaki, udon, okonomiyaki, soba, ramen  yemekleri ile çok çeşitli ve zengin bir mutfaktır.Kullanılan malzemelerin asıl tatlarını koruması için gayret gösterilir. Mümkün oldukça mevsim için tipik olan taze malzemeler kullanılır.  Bunun yanında gideceğimiz restoranlar ve otellerde alacağımız yemeklerin damak tadınıza uygunluğunu fark edeceksiniz.

 

- Alışveriş

Özellikle elektronik konusunda tam bir alışveriş cennetidir. Onun haricinde geleneksel kıyafetler ve hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.

 

Önemli Not

*Pasaport sürelerinin, tur bitiş tarihinden itibaren en az 6 ay geçerliliğinin bulunması ve en az iki boş sayfanın olması gerekmektedir.*

Japonya Turları